alelâde


alelâde
(A.)
[ ﻩدﺎﻌﻝا ﯽﻠﻋ ]
sıradan, bayağı.

Osmanli Türkçesİ sözlüğü . 2015.

Look at other dictionaries:

  • alelade — sf., Ar. ˁalā l ˁāde 1) Her zaman görülen, olağan Bu namaz, alelade bir ibadet değildi. R. E. Ünaydın 2) Bayağı, sıradan Aslında yılbaşı da her gün gibi alelade bir gündür. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ÜSLUB-U ÂDÎ — Alelâde ifade tarzı. İfadesinde hiçbir üstünlük bulunmayan tarz …   Yeni Lügat Türkçe Sözlük

  • aleladelik — is., ği Alelade olma durumu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • beribenzer — sf., hlk. Sıradan, bayağı, alelade …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • gripli — sf. Grip hastalığına yakalanmış (kimse) Belki onu alelade bir gripli sanıyordu, aceleye lüzum görmüyordu. P. Safa …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • kapkaççı — is. 1) Kapıp kaçmak yoluyla hırsızlık yapan kimse 2) sf., mec. Üstünkörü, gereken önem verilmeyen, baştan savma, alelade O köşklerin, yalıların çoğunun yerinde bugün yeller esmektedir. Hemen hepsi kapkaççı yapılarla yok edilmiştir. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • merbutiyet — is., esk., Ar. merbūṭiyyet Bağlılık Birkaç günlük yol arkadaşına hatta alelade bir arkadaşa bu kadar merbutiyet göstermek tabii değildi. R. N. Güntekin …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • sıradan — sf. Herhangi bir, bayağı, alelade Bu kabil angaryalar sıradan bir memurun yaşamına hiç değilse bir renk ve canlılık katabilir. H. Taner …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • tedariksiz — sf. 1) Önceden gereken şeyleri sağlamamış olan, hazırlıksız 2) zf. Önceden gereken şeyleri sağlamadan, hazırlıksız Ya doktor alelade bir dâhilî hasta zanneder de tedariksiz gelirse? P. Safa …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • mecnun olmak — 1) sevda sebebiyle kendini kaybetmek 2) delirmek, çıldırmak Alelade, herkesteki gibi beş on kuruşluk bir maldı, buna kıymet verebilmek için insan mecnun olmalı. R. H. Karay …   Çağatay Osmanlı Sözlük